top of page

Senin hatan değildi, hiçbir zaman da olmadı.
Aşağıda sana söylenmiş, toplumun sana bastırdığı ya da kendi kafana takılmış sözler bulacaksın. Senin için hepsini detaylıca açıklayarak çürüteceğim.
Aşağıdaki sözler spesifik olarak belirtilmediği sürece her cinsiyet için geçerlidir.
Bitmek Bilmeyen Bahaneler
Bu altın kuralı iyi bilmelisin: rıza, açık, özgür ve bilinçli bir onaydır.
“Rızası vardı” denildiğinde, çoğu zaman yaşananın arkasındaki gerçekler tamamen silinir. Rıza, sadece “hayır dememiş olmak” değildir; korkudan donmuş olmak, itiraz edememek, karşı tarafı üzmemek için susmak ya da güç dengesizliği yüzünden kendini mecbur hissetmek rıza değildir.
İnsan bazen hayatta kalmak için uyum sağlar, bilinçsiz bir halde karşı koyamaz, tepki veremez ama bu istemek anlamına gelmez.
Çünkü rıza, ancak kişi kendini güvende hissediyorsa, istediği anda durabileceğini biliyorsa ve hiçbir baskı altında değilse gerçektir.
Hepimizin (erkek ve kadın fark etmeksizin) vücudunda erojen bölgeler bulunur. Bu bölgeler stimüle edildiklerinde, duygusal olarak rahatsız hissetsen de vücudunda fiziksel tepkiler ortaya çıkabilir. Bu tepkilerin “zevk alındığını”, “rıza olduğu” ya da “normalleştirilebileceğini” kanıtlamadığını, sadece bedeninin bazı durumlarda istem dışı tepkiler verebileceğini gösterdiğini unutmamalısın. Tıpkı birinin seni gıdıkladığında durmasını istesen de kahkaha atman gibi, bu da elinde olmadan verdiğin bir tepki olabilir.
İstersen daha bilimsel konuşalım:
Cinsel uyarılma, yalnızca bilinçli arzu veya isteğe bağlı bir süreç değil, aynı zamanda otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen istemsiz bir fizyolojik tepkidir. Literatürde bu olgu, fizyolojik ve öznel cinsel uyarılma arasındaki tutarsızlık anlamına gelen “arousal non-concordance” terimiyle tanımlanır. Araştırmalar, kadın ve erkek bireylerde istenmeyen, rahatsız edici veya rızasız uyaranlar karşısında dahi cinsel organlarda fizyolojik değişimlerin meydana gelebildiğini göstermektedir. Bu durum, kişinin olaydan zevk aldığı ya da rıza gösterdiği anlamına gelmemekte; aksine, vücudun refleksif yanıtlarının bilinçli duygulardan bağımsız işleyebildiğini ortaya koymaktadır.
Cinsel tepki döngüsü, hem psikolojik hem fizyolojik bileşenleri içeren karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin fizyolojik yönü, otonom sinir sistemi aracılığıyla istem dışı olarak düzenlenir (Laan & Janssen, 2007). Dolayısıyla, birey bilinçli olarak cinsel uyarılma hissetmese bile, vücut cinsel uyarana tepki verebilir. Bu fark, özellikle travmatik ya da rızasız deneyimlerde yanlış yorumlamalara neden olabilmektedir.
Chivers ve Bailey (2005) çalışmalarında, kadın katılımcıların hem tercih ettikleri hem de rahatsız edici buldukları uyaranlara karşı genital yanıtlar verdiklerini göstermiştir. Benzer biçimde Dewitte (2020), kadın genital tepkilerinin “duygusal ve bilişsel süreçlerden bağımsız olarak” otomatik biçimde ortaya çıkabileceğini belirtmiştir.
Erkeklerde de benzer bulgular mevcuttur: stres, korku veya travma anlarında ereksiyon ya da boşalma gibi refleksif yanıtların görülebildiği, ancak bunun öznel zevk hissiyle ilişkili olmadığı bildirilmiştir (Finch, 2023). Bu tür tepkiler nörolojik düzeyde değerlendirildiğinde, vücudun tehdit ya da stres altında dahi homeostatik reflekslerini sürdürebildiği anlaşılmaktadır.
Bu veriler, cinsel saldırı veya rızasız cinsel eylemler sırasında yaşanan fizyolojik tepkilerin “rıza” ya da “istek” göstergesi olmadığını ortaya koymaktadır. Aksine, bedenin otomatik refleksleri, psikolojik deneyimden tamamen bağımsız çalışabilmektedir (Meston & Bradford, 2007).
Kaynakçalar:
• Chivers, M. L., & Bailey, J. M. (2005). A sex difference in features that elicit genital response. Archives of Sexual Behavior, 34(2), 115–127.
• Laan, E., & Janssen, E. (2007). How do men and women feel? Measuring subjective sexual arousal. Journal of Psychosomatic Research, 62(1), 21–31.
• Meston, C. M., & Bradford, A. (2007). Autonomic and subjective sexual arousal in women with a history of childhood sexual abuse. Psychosomatic Medicine, 69(2), 145–152.
• Dewitte, M. (2020). Female Genital Arousal: A Focus on How Rather than Why. Frontiers in Psychology, 11, 798.
• Finch, E. (2023). Arousal Non-Concordance and Involuntary Sexual Response. PsychPD.
Genital bölgende ortaya çıkan tepki senin rızan olduğu anlamına gelmez.
Bu sadece vücudun bir tepkisidir, düşüncelerinin değil.
Birinin sana bunun aksini inandırmaya çalışmasına asla izin verme.
“Ama biz evliyiz, o yüzden taciz ya da tecavüz olmaz” cümlesi, pek çok insanın yaşadıklarını sessizce içine gömmesine sebep olan çok ağır bir yanılgıdır. Evlilik, bir insanın bedeni ve sınırları üzerindeki hakkını kimseye devretmez. Aynı kişiyle hayatını paylaşmak, her an ve her koşulda erişilebilir olmak anlamına gelmez. İstemediğin bir şeye zorlanıyorsan, korkuyorsan ya da hayır deme hakkın yokmuş gibi hissediyorsan, bu yaşananın adı hâlâ istismardır. Sevgi; insanın iradesini yok sayarak değil, rızasına saygı duyarak var olur.
Evlilik, her an cinsellik için otomatik bir izin değildir. Her ilişki, her zaman iki tarafın da özgürce ‘evet’ demesiyle olur. Evlilik bile bir kişiye, eşini zorla öpme, ona zorla dokunma veya ilişkiye zorlama hakkı vermez. Bu durumda yaşanan şey hâlâ cinsel saldırıdır; sadece saldırgan, mağdurun eşi olmuştur.
"Evlilik cinsel ilişki hakkı vermez; yalnızca duygusal ve sosyal bir birlikteliktir."
Kaynak: World Health Organization (WHO), Understanding and addressing violence against women: Sexual violence (2012).
Evlilik içinde zorla cinsellik travmatik bir şiddet biçimidir.
Evlilikteki tecavüz, yabancı bir saldırgandan gelen şiddetten bile daha derin travmalar yaratabilir çünkü mağdur “güvenmesi gereken biri” tarafından zarar görür.
Kaynak: Russell, D. E. H. (1990). Rape in Marriage.
Şunu bilmeni istiyorum: Yaşadığın şey ne olursa olsun, bunun adını koymak senin hakkın. Kim olduğun, kiminle birlikte olduğun ya da geçmişte ne yaşadığın, sınırlarının bugün geçersiz olduğu anlamına gelmez. Utanman gereken bir şey yok; utanması gereken, senin rızanı yok sayan kişi aslında. Senin “hayır” deme hakkın her zaman var ve bu hakkı kimseye açıklamak zorunda değilsin.
Bu durumda fail, mağdurun direnmemesini “rıza” olarak gösterir.
Tonik immobilite ve dissosiyatif tepkiler travma literatüründe belgelenmiştir; mağdurun hareketsiz kalması ya da ağlamaması, suçun olmadığına dair bir gösterge değildir.
Direnmemek = istemek değildir.
Direnmemenin ana nedeni çoğunlukla korkudur. Bazı insanlar korkudan;
• bağırmaz,
• hareket etmez,
• kaçamaz.
Buna sinir sisteminde “freeze response” (donma tepkisi) deniyor.
Yani basitçe söylemek gerekirse, vücudun ve zihnin aşırı stres altında olduğu için tepki veremiyorsun.
Korku, donakalma (tonik immobilite) veya travma tepkisi nedeniyle fiziksel tepki verememek çok yaygındır.
Kaynak: Möller, A., Söndergaard, H. P., & Helström, L. (2017). Tonic immobility during sexual assault — a common reaction predicting post-traumatic stress disorder and severe depression.
Bu yüzden birine “Neden bağırmadın?”, “Neden kaçmadın?” diye sormak, aslında yaşadığı travmayı ikinci kez yaşatmak demektir. İnsan beyni bazen hayatta kalmak için susar, donar, görünmez olmaya çalışır. Bu bir zayıflık değil, bedeni korumaya çalışan ilkel bir savunmadır. Gerçek adalet, mağdurun tepkisini değil, failin davranışını sorgulamakla başlar. Çünkü bir insanın sessiz kalması, asla “tamam” demek değildir.
Biri “Fiziksel bir şey yapmadım, zaten dokunmadım bile” dediğinde, yaşadıklarının değersizleştirildiğini hissedebilirsin ama şunu bilmelisin ki taciz yalnızca temasla ölçülmez. Bakışlar, sözler, imalı mesajlar, baskı yaratan konuşmalar ya da kişiyi köşeye sıkıştıran tavırlar da insanın güvenliğini yerle bir edebilir. Eğer sen kendini rahatsız, tehdit altında ya da sınırların aşılmış gibi hissettiysen, bu his gerçektir. Senin yaşadığını, karşı tarafın “dokunmadım” demesi silmez.
Taciz; sözlü, yazılı ve çevrimiçi de görülebilir. Ayrıca taciz bakışlarla da gerçekleşebilir.
Ayrıca taciz, kişisel alana saygı duymamak, kişiyi rahatsız edecek cinsel söylemler, fotoğraf gönderilmesi için baskı ve zorla öpmek gibi birçok farklı şekilde görülebilir.
Tacizin Boyutları: Sözlü ve Sözlü Olmayan Davranışlar, Çevrimiçi Taciz vb.
Uluslararası ve ulusal birçok kurum tacizin yalnızca fiziksel olmadığı konusunda hemfikirdir.
Aşağıdaki açıklama Avrupa Konseyi tarafından yapılmıştır:
Sözlü cinsel tacize kişinin vücudu hakkında cinsel yorumlar veya göndermeler yapmak, cinsel fanteziler, tercihler, cinsel geçmiş, özel veya cinsel hayat hakkında sorular sormak, kişinin kıyafeti, anatomisi veya görünüşü hakkında cinsel yorumlarda bulunmak, ilgi göstermeyen bir kişiye ısrarlı teklifler, kişinin cinsel hayatı ya da cinsel tercihleri hakkında yalanlar veya söylentiler yaymak gibi örnekler verilebilir.
Sözlü olmayan taciz ise örnek olarak bir kişiyi tepeden tırnağa süzmek, kişiyi ansal veya sürekli takip etmek, cinsel el veya vücut hareketleri yapmak, göz kırpmak, öpücük atmak ya da dudak yalamak gibi yüz hareketleri yapmak verilebilir.
Kişinin omuzu ve boynuna masaj yapmak, başkasının kıyafetlerine, saçına, vücuduna dokunmak, sarılmak, okşamak, dokunmak ya da başkasına cinsel anlamda sürtünmek fiziksel cinsel tacize örnek olarak verilebilir.
Fiziksel Temas Olmadan da Taciz Görülebilir
Üniversiteler, işyerleri ve hukuken kullanılan tanımlar tacizin fiziksel temastan ibaret olmadığını açıkça belirtir.
Bir üniversitenin verdiği tanım kişinin onurunu inciten veya rahatsız edici durumlara sebep olan
İstenmeyen cinsel yorumlar,
hareketler,
şakalar,
bakışlar,
ve çevrimiçi veya yazılı iletişim (sözlü, sözsüz veya fiziksel) cinsel taciz olduğunu belirtir.
İşyeri ve Kamu Tanımları da Fiziksel Olmayan Tacizi Tanır
Tacizi tanımlayan kurumlar:
cinsel alt tonlu yorum veya şakalar,
rahatsız edici şekilde bakmak veya süzmek,
müstehcen ifadeler kullanmak,
cinsel içerikli fotoğraf istemek,
kişisel alanı engellemek ya da istenmeyen yakınlık kurmak,
istenmeyen cinsel mesajlar ve e-postalar.
Bu davranışlar, fiziksel temas olmasa bile kişide rahatsızlık yaratır ve kişisel sınırları ihlal edebilir.
Sözler, bakışlar, jestler ve dijital davranışlar; düşmanca, aşağılayıcı ya da korkutucu bir ortam yaratabilir: bu da tacizin hukuki ve toplumsal tanımıdır.
Birisi yaşanan olaydan sonra “sadece yardım ediyordum” ya da “sadece yakın davranmıştım” gibi sözlerle yaklaşıyorsa, bil ki bu sınır ihlalini sanki kibar ya da zararsız bir şeymiş gibi gösterme girişimidir.
Yardım etmek ya da arkadaş canlısı yaklaşmak birini rahatsız, baskı altında ya da güvende değilmiş gibi hissettirmemelidir.
Eğer sınır ihlali varsa ve sen rahatsız olduğunu belli ettikten sonra da devam ediyorsa, yaptıkları şey “yardım” olmaktan çıkar.
Yardım; şey saygı çerçevesinde, isteğe bağlı ve reddedilmesi kolay bir şeydir.
Gerçek dost canlısı yaklaşım güç, baskı ve bilinmezlik üzerine kurulu değildir.
Samimiyeti, güç dengesini ve güveni kötüye kullanmak manipülasyondur, başka bir şey değil.
Birinin yardımcı olup olmaması sende oluşan hasarı yok etmez.
Eğer bir şey yolunda değilse buna itiraz etme hakkına sahipsin, karşındaki kişi “ben öyle yapmak istememiştim” dese bile.
Senin duyduğun rahatsızlık sadece bir yanlış anlaşılmadan ibaret değil.
Ayrıca kimseye senin sınırlarına saygı duymayan bir şey yaptığı için teşekkür borçlu değilsin.
Yaşadığın bu durum tamamen güven ilişkisini manipüle etmektir.
Öğretmenler, antranörler, doktorlar, abiler, ablalar, patron ya da iş verenler... Bu dünyada birçok kişi “sadece yardım ediyordum” adı altında pozisyonlarını bahane olarak sunuyor.
Ama bilmen gereken şu ki, senden büyük ya da daha kıdemli olduklarında bu ONLARIN davranışlarında daha dikkatli olması gerektiği anlamına geliyor.
Psikoloji ve etik alanındaki araştırmalar, güç dengesizliği ve güvenin cinsel istismar için temel risk faktörleri olduğunu tutarlı biçimde ortaya koymaktadır.
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), cinsel istismarı; “bakım”, “yardım” veya “mentorluk” gibi gösterilse bile, güç, otorite ya da güvenin kötüye kullanılması yoluyla gerçekleştirilen eylemleri de kapsayacak şekilde tanımlar.
Cinsel sömürü, güven ya da otorite konumunun cinsel amaçlarla kullanılması durumunda ortaya çıkar.
Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü.
(2003). Guidelines for medico-legal care for victims of sexual violence
Yetki sahibi olmak daha fazla izin değil, daha fazla sorumluluk demektir.
APA’nın etik çerçevesi, öğretmenler, terapistler, yöneticiler ve antrenörler gibi otorite konumundaki kişilerin, güç dengesizliği nedeniyle rızanın zarar görebileceği durumlarda cinsel ya da mahrem davranışlardan özellikle kaçınmakla yükümlü olduklarını açıkça belirtir.
Belirgin güç dengesizlikleri içeren ilişkiler, özgürce verilmiş rızanın mümkün olmasını zedeler.
Amerikan Psikoloji Birliği. (2017).
Ethical Principles of Psychologists and Code of Conduct.
“Yardım ediyorum” söylemi, istismara zemin hazırlamak için sık kullanılan bir taktiktir.
Craven, Brown ve Gilchrist’in (2006) bilimsel çalışması, istismarcıların davranışlarını çoğu zaman şu şekilde sunduklarını göstermektedir:
Yardım ediyor gibi davranarak, mentorluk yapıyormuş gibi göstererek, koruduğunu iddia ederek ya da duygusal destek sunuyormuş izlenimi vererek; sınır ihlallerini normalleştirir ve karşı tarafın direncini azaltırlar.
Craven, S., Brown, S., & Gilchrist, E.
(2006).
Sexual grooming of children:
Review of literature and theoretical considerations.
Journal of Sexual Aggression, 12(3), 287–299.
(Bu çalışma çocuklar üzerine olsa da, anlatılan güven kazanma, otoriteyi kötüye kullanma ve “yardım ediyorum” söylemi gibi istismar yöntemleri, sömürüye dair araştırmaların tamamında ortak olarak görülmektedir.)
Güç dengesizliği, “iyi niyetliydim” iddialarını geçersiz kılar.
(1984) Cinsel sömürü üzerine yapılan araştırmalar, otorite konumundaki kişilerin katı sınırlar korumakla yükümlü olduğunu vurgular; çünkü bağımlılık ve güven, karşı tarafın hayır deme ya da zararı fark etme kapasitesini kısıtlar.
Kaynak: Finkelhor, D. (1984).
Child Sexual Abuse:
New Theory and Research.
Free Press.
“Benim de travmam var / ben de mağdurum” cümlesi, çoğu zaman gerçek bir acıyı anlatır. İnsanlar gerçekten zor şeyler yaşamış olabilir, yaralanmış, kırılmış, yalnız kalmış olabilirler. Ama bu cümle bazen bir noktadan sonra bir savunmaya, hatta bir kalkan gibi başkasının hatalarını görünmez kılmaya dönüşür. Çünkü kendi yaralarımız, başkasının sınırlarını çiğneme hakkı vermez. Travma yaşamak, birini travmatize etmeyi meşrulaştırmaz.
Bunu söyleyen kişi çoğu zaman şunu demek ister: “Ben de acı çektim, beni de anlayın.”. Bu insani bir ihtiyaçtır. Ama sorun şurada başlar: Eğer bu cümle, karşısındaki kişinin yaşadığı zararı küçümsemek, sorumluluktan kaçmak ya da yapılana bahane olmak için kullanılıyorsa, artık bu bir kaçış mekanizmasıdır. Birinin geçmişte mağdur olması, bugün verdiği zararı otomatik olarak silmez.
Gerçek yüzleşme şuradan geçer:
Evet, sen de yaralanmış olabilirsin.
Evet, senin de geçmişin ağır olabilir.
Ama bu, bir başkasının “hayır”ını duymamayı, sınırlarını görmezden gelmeyi ya da onu suçlu hissettirmeyi haklı çıkarmaz.
İyileşme, “ben de acı çektim” diyerek değil; “acı çektim ve bunu başkasına taşımamaya çalışıyorum” diyebildiğimizde başlar.
Birisinin yaşanan olay hakkında “Ama o beni kışkırttı” ya da “Ama zaten çok açık giyinmişti.” demesi, kendi davranışlarının sorumluluğunu zarar gören kişiye atmasıdır.
Kıyafetler, davranışlar, samimiyet ya da dış görünüş cinsel tacize sebep olmaz, istismarcının verdiği karardan doğar.
Hiçbir kıyafet (ne kadar açık olursa olsun), gülücük ya da mesaj ne sınırları aşmak için ne de seks için bir davet değildir.
Bu tip düşünceler, bir başkasının kontrolsüzlüğünü örtbas etmek için kurbana suç atar.
İnsanların giyinme amacı kendilerini, kültürlerini, özgüvenlerini yansıtmak ya da sadece rahat olmak için olabilir. Bunların hiçbiri taciz ya da tecavüz için açık davet değildir.
Etkileyici olmak demek rıza vermek değildir, tıpkı kendini tutamamanın bir bahane olamayacağı gibi.
Herkes kendi davranışlarından sorumludur, karşısındaki nasıl görünürse görünsün.
Bir insanın kıyafetleri ya da tavrı onların güvenlik ve rıza hakkını ellerinden almaz.
Sorumluluk her zaman sınırları aşan suçluya aittir, zarar gören kişiye değil.
Bir kaynak verecek olursak, Amerikan Psikoloji Birliği’ne göre rıza açık ve net bir şekilde verilmelidir. Görünüş, flörtöz yaklaşım, arkadaş canlısı olmak ve benzeri durumlar rıza verildi anlamına gelmez.
Kaynak: Amerikan Psikoloji Birliği (2023)
Bu, sınır ihlalini masumlaştırma girişimidir.
“Ben flört ediyordum, yanlış anladım” cümlesi, ilk bakışta masum bir hata gibi görünebilir. Ama bu cümlenin arkasına saklanıldığında, karşı tarafın yaşadığı rahatsızlık ve sınır ihlali görünmez hale gelir. Flört; tek bir kişinin niyetine göre tanımlanan bir şey değildir. İki kişinin de açıkça istekli, rahat ve güvende hissettiği bir etkileşimdir. Biri geri çekiliyorsa, sessizleşiyorsa, donuyorsa, konuyu değiştiriyorsa ya da yüz ifadesiyle bile huzursuzluğunu belli ediyorsa, burada artık “karşılıklı bir oyun” yoktur.
Ayrıca yanlış anlamak, yalnızca bir anlık olabilir.
Asıl belirleyici olan, bu fark edildiği anda ne yapıldığıdır. Sağlıklı bir iletişimde kişi durur, sorar, geri çekilir. “İyi misin?”, “Rahatsız oluyor musun?” gibi cümleler kurulur. Buna rağmen devam ediliyorsa, bu artık masum bir karışıklık değil, bilinçli bir görmezden gelmedir.
Birçok insan, karşısındakini kırmamak için ya da ortam bozulmasın diye net bir “hayır” demeyebilir. Ama birinin hayır diyememesi, evet dediği anlamına gelmez. Flört; baskıyla, üstüne giderek ya da karşı tarafın tepkilerini yok sayarak sürdürülemez. Bu yüzden “yanlış anladım” demek, eğer sınırlar fark edildiği halde aşılmaya devam edildiyse, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Unutma: Flört karşılıklıdır. Taciz tek taraflıdır.
Bu cümle dışarıdan bakınca “mantıklı” gibi durabilir ama gerçekte mağdurun yaşadığı karmaşık duyguları tamamen yok sayar. “Sana bunu yaptıysa ayrılsaydın o zaman?” demek, bir insanın korku, bağımlılık, umut, utanç ve yalnızlık arasında nasıl sıkışıp kalabildiğini görmezden gelmektir. Birçok kişi yaşadığı şeyin adını koymakta bile zorlanır; bazıları hâlâ sevdiği insandan zarar gördüğünü kabul edemez, bazıları ise maddi, duygusal ya da sosyal olarak çıkacak gücü kendinde bulamaz. Bu yüzden birinin kalmış olması, yaşadıklarının gerçekliğini azaltmaz. Asıl sorulması gereken, “Neden ayrılmadın?” değil, “Bu sana nasıl hissettirdi ve sana nasıl destek olabilirim?” olmalıdır.
Mağdurun bakış açısından bakıldığında, ortada sadece “gitmek” ya da “kalmak” yoktur. İnsan beyni tehdit altında kaldığında net düşünme kapasitesini kaybedebilir. Kişi yaşadığının adını koyamayabilir, “abartıyor muyum?”, “belki de ben yanlış anladım” diye kendini sorgulamaya başlar. Özellikle duygusal manipülasyon varsa, fail çoğu zaman yaşananı normalleştirir, küçümser ya da mağduru suçlu hissettirir. Bu da kişinin kendi algısına güvenmesini zorlaştırır.
Bir de bağlanma boyutu vardır. İnsan, zarar gördüğü kişiye hâlâ sevgi hissedebilir. Arada geçirilen güzel anlar, verilen sözler, “düzelir” umudu, geçmişte yaşanan ortak şeyler kişiyi içeride tutar. Bu, zayıflık değil; insan olmanın, bağ kurmanın doğal bir sonucudur.
Ayrıca pratik gerçekler de vardır: Maddi bağımlılık, kalacak yerin olmaması, çevreden kopma korkusu, çocuklar, aile baskısı, yalnız kalma kaygısı… Bazen kişi sadece fiziksel olarak değil, hayatının her alanında sıkışmış hisseder. Bu sıkışmışlık, “neden ayrılmadın?” sorusunu cevapsız bırakacak kadar güçlüdür.
Bu yüzden bu cümle, farkında olmadan mağduru ikinci kez yaralar. Çünkü sorumluluğu failden alıp, mağdurun omuzlarına yükler. Oysa gerçek şu: Birinin kalmış olması, yaşadığı şeyin daha az acı olduğu anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, yargı değil; görülmek, anlaşılmak ve desteklenmektir.
Birisi sana yaptıklarından sıyrılmak için “Ama ben sarhoştum.” ya da “Kendimi kontrol edemedim.”gibi bahaneler sunar.
Ama şunu bilmelisin ki sarhoşluk kimse sana bir şey yapma hakkını vermez.
Birinin kafasının yerinde olmaması; senin sınırlarını yok sayabileceği, rızanı almasına gerek olmadığını ve doğan sorunlar için sorumluluk almaması anlamına GELMEZ.
İnsanlar sarhoş oldukları zaman da sorumluluk bilincine sahip olmalıdır, özellikle de konu birine zarar vermek olduğunda.
Alkol bir insanın kontrolünü kaybettirebilir. Ama bir insan zaten karşısındakinin sınırlarını kafasında yok sayıyorsa harekete geçer, bu yüzden yaptığı şey “bana alkol yaptırdı” değildir. Bir insanın kafasında zaten bir şeyi yapma düşüncesi varsa, alkol sadece bunu bir adım daha destekler.
“Kendimi kontrol edemedim” demek bir sıyrılma yolu değildir.
Sarhoş olmak başka birinin rızasını yok saymak için bahane değildir. Aslında verilen zararı daha bile ciddileştirebilir.
Birisinin sarhoşken ya da bilinci yerinde değilken verdiği zarardan sen sorumlu değilsin.
Sana yapılan şey, “kafam yerinde değildi ya” diyerek kestirilip atılamaz.
Sorumluluk denen şeyin yükü zarar verendedir, hasar alanda değil.
Birisinin sana “Ya bunu birisi duyarsa? Adımız lekelenir. Beş paralık oluruz.” demesi.
“Adımız lekelenir” lafı, seni yaralayan durumu alıp bunu “onuru korumak” adı altında gizlemektir.
Bu tip yaklaşımlar kimseyi korumaz. Sadece sessiz bırakır.
Acı, şiddet ya da herhangi bir şekilde taciz; sırf konuşulmuyor diye yaşanmamış sayılamaz.
Birine “onuru korumak” adına sessiz ol demek sadece o kişi üstündeki koca yükü daha da ağırlaştırır.
Ama şunu unutmamalısın, ayıp olan şey seni inciten şeye itiraz etmen değildir.
Asıl ayıp olan birilerinin “onuru korumak” adına seni susturup şiddetin/tacizin devam etmesini sağlamaktır.
Hiç kimse bir “ismi”, aile onurunu ya da topluluğun itibarını korumak adına kendi güvenliğinden ve duygu durumundan fedakarlık etmemelidir.
Yaşananlara karşı dişini sıkmak dışarıdan sessiz sakin gözükebilir ama bu içinde fırtınaların koptuğu gerçeğini değiştirmez.
Canı yanan kişi sensin ve kimsenin rahatını korumaktan sorumlu değilsin.
Kendini savunman ya da bu konu hakkında konuşman “hadsizlik” falan değil. Sen sadece öz saygını koruyorsun ve hayatta kalmaya çalışıyorsun.
Bu konu hakkında konuşmaya, yardım almaya ve birinin seni dinlemesine hakkın var.
Hikayeni anlatman seni hiçbir şekilde “onursuz” yapmaz.
Asıl onursuz olan davranış, birine zaten omuzlarında bu kadar yük taşırken ona dişini sıkması ve susması gerektiğini söylemektir.
Bazı failler, saldırıyı “farklı bir cinsel pratik sanmıştım” gibi göstermeye çalışır.
Bu konuda şunu bilmeni istiyorum: Eğer yaşadığın bir durumda kafan karıştıysa, “Acaba rıza mı verdim, yoksa vermedim mi?” diye düşünüyorsan, bunun için utanmamalısın. Özellikle BDSM ya da cinsel rol oyunları gibi alanlarda rıza; üstü kapalı, sonradan uydurulan ya da varsayılan bir şey değildir: açıkça konuşulmuş, neye evet dediğini bildiğin ve istediğin anda geri çekebildiğin bir süreçtir. Karışıklık yaşaman, bir şeylerin net olmadığına işaret eder; bu da genellikle senin değil, sınırları açık koymayanın sorumluluğudur. Senin hissettiğin belirsizlik, yaşadığının gerçekliğini geçersiz kılmaz.
“Sertlik seviyesini yanlış anladım” demek sorumluluğu ortadan kaldırmaz; çünkü bir şey başlamadan önce sınırların açıkça konuşulmasını, anlaşılmasını ve korunmasını sağlamak iki tarafın yükümlülüğüdür.
Sağlıklı BDSM topluluklarında bu, SSC (Güvenli, Mantıklı ve Rızaya Dayalı) ya da RACK (Risklerin Bilinçli Olarak Kabul Edildiği Rızaya Dayalı Kink) olarak bilinen temel bir ilkedir.
Eğer yoğunluk seviyesi net değilse, görmezden gelindiyse ya da aşıldıysa bu masum bir yanlış anlaşılma değil, geçerli rıza alınamamasıdır.
BDSM’de rıza, kişinin bunu her an sözlü ya da sözsüz geri çekebilmesini ve bir sınır ya da güvenli kelime kullanıldığında, ya da kişinin zorlandığı belli olduğunda derhal durma sorumluluğunu da kapsar.
Bir kişi korkmuşsa, donmuşsa, dissosiyasyona (gerçeklikten kopma durumu) girmişse ya da yanıt veremiyorsa, devam etmek rol yapma değil, ihlaldir.
Sonuç korku, acı ya da kontrol kaybıysa, iletişim hatası zararı mazur göstermez.
Başkasının sınırları netleştirmemesi, kontrol etmemesi ya da saygı göstermemesi senin sorumluluğun değildir.
BDSM rıza standardını düşürmez yükseltir.
Eğer yaşadığın şey, üzerinde anlaştığınızın ya da kendini güvende hissettiğin sınırların ötesine geçtiyse, karşı taraf nasıl açıklarsa açıklasın bunu bir sınır ihlali olarak adlandırman son derece geçerlidir.
Yani özetle gerçek şudur:
Rıza her an geri çekilebilir ve her an net olmak zorundadır. Bu gibi durumlarda bir “safe word” (durmak istediğinizde söylemeniz gereken güvenli bir kelime) olmak zorundadır. Bu kelimeyi duyduğu anda bir kişi hemen durması gerektiğini anlamalıdır.
“O senin kocan, döver de sever de.”
Bu şiddeti normalleştirip, sana verilen zararı “sevgi” olarak geri pazarlamaktan başka bir şey değildir.
Şiddet sevgi göstergesi değildir. Evlilik kimseye sana zarar verme, seni korkutma ve kontrol etme hakkını vermez.
Evli olmak demek senin güvende hissetme hakkının elinden alınması, birine otomatik olarak boyun eğmen gerektiği ya da rıza hakkının yok olduğu anlamına gelmez.
Aşk denen şey korkunun, acının ya da dişini sıkman gerektiği durumların tam tersidir. Sana bunun aksini kim söylüyorsa seni değil, sana şiddet uygulayanı savunuyordur.
Lütfen unutma, başına gelenler senin hatan değil. Buna boyun eğmek zorunda değilsin ve eğmemelisin çünkü bu sevgi değil.
Canın yandığı için zayıf değilsin. Sana yapılan kötülüğü adlandırdığın ve karşı koyduğun için “aileyi parçala”mıyorsun.
Sen de kendi evinde rahatça oturabilmelisin. Bu senin en doğal hakkın. Evlilikmiş, gelenekmiş, töreymiş… Bunların hiçbiri şiddeti normalleştiremez.
Lütfen bunu unutma.
Birisi sana “Bu bizim geleneğimiz, sorgulamak sana mı düştü” dediğinde “gelenek” adı altında seni susturup buna katlanmanı normalleştirmeye çalışıyordur.
Ama gelenek dediğimiz şey bir insanın kişisel sınırlarını aşmak, ona zarar vermeyi masumlaştırmak ya da birinin özgürlüğünü kısıtlamak için sunulabilecek bir bahane değildir.
Gelenekler ve töreler insanların kültürel mirasını korumak için vardır, onlara zarar vermek için değil.
Eğer birisi seni korkutuyor, taciz ediyor, baskılıyor ya da eziyorsa; kim “normal bir şey bu” ya da “böyle geldi böyle gider” derse desin buna karşı koyma hakkın vardır.
Sana verilen zararı sorgulamak seni saygısız, terbiyesiz ya da sadakatsiz yapmaz.
Seni dürüst yapar.
Kendini korumak demek kültürüne saygısızlık yapmak demek değildir; sadece senin bedenini, güvenliğini ve gururunu dürüstçe koruduğunu gösterir.
Neyden rahatsız olduğuna dair izin istememelisin, olay olmasın ya da başkaları rahat olsun diye kimseye sessiz kalma borcun yok.
Seni inciten şey sorgulanmayı hak ediyor, üstünden kaç nesil geçmiş olursa olsun.
Birisinin “Sana bunu bir kız mı yaptı? Çok şanslısın cidden.” demesi.
Senin rahatsızlığını ve sana yapılan kötülüğü şakaya dönüştürüp saygısızca yaranı deşmekten başka bir şey değildir.
Sana dokunulması, baskılanman ya da istemediğin halde sınırlarının aşılması karşındaki cinsiyet ne olursa olsun kabul edilebilecek bir şey değildir.
Hoşlandığın cinsiyet ya da cinsel stereotipler, senin sınırlarının aşılmış olduğu gerçeğini değiştirmez.
Eğer bu durum sana doğru gelmediyse ya da hoşuna gitmediyse ortada bir sorun vardır. Nokta.
Erkeklerin genelde cinsel temas istediği ve cinsel bir ilişki yaşadığında buna memnun olması gerektiğine inanılır fakat bu gerçekliği tamamen yok sayan bir düşüncedir.
Senin de sınırların var.
Sen de kafan karışmış, üzülmüş ya da travmatize olmuş hissedebilirsin.
Ama unutma, başına gelen şey ve hislerin senin hakkında kötü bir şey ifade etmiyor. Seni zayıf, ezik ya da daha az erkek yapmıyor.
Senin yaşadığın olay da oldukça ciddi ve sen de ciddiye alınmayı hak ediyorsun.
“Erkekler tecavüze ya da tacize uğramaz” cümlesi ne yazık ki toplumda çok yaygın ama kesinlikle yanlış bir inançtır. Erkeklerin de kadınlar kadar, hatta bazen bu önyargılar yüzünden daha da sessiz kalarak istismara maruz kaldığını biliyoruz. “Erkek güçlüdür, kendini korur” gibi kalıplar, erkeklerin yaşadıklarını anlatmasını zorlaştırır; utanma, suçluluk ve “kimse bana inanmaz” korkusu yaratır. Oysa taciz ve şiddet, cinsiyet seçmez. Birinin yaşadığının ciddiye alınmaması, istismarın ikinci kez yaşanmasına sebep olur. Erkeklerin de sınırlarının, hayır deme hakkının ve korunmaya değer bir bedensel bütünlüğünün olduğunu kabul etmek, iyileşmenin ve gerçek adaletin ilk adımıdır.
Cinsel taciz rızanın olmadığı anlamına gelir, cinsiyetle hiçbir alakası yoktur.
Erkekler de cinsel şiddete uğrar. Ne yazık ki uğruyorlar ve bu herkesi etkilediği gibi onları da derinden etkiliyor.
Erkeklerin tacize uğramadığı düşüncesi işleri daha da kötüleştiriyor çünkü durum böyle olunca erkekler bu konu hakkında konuşmuyor, yardım almaktan çekiniyor, inanılmamaktan korkuyor ve onlara bunu yapan kişinin sorumluluktan kaçmasına sebep oluyor.
Cinsel taciz, cinsiyet fark etmeksizin herkesin başına gelebilir.
Cinsel taciz denen şey rızanın yokluğu anlamına gelir, kurbanın cinsiyetiyle hiçbir alakası yoktur.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) cinsel şiddeti şu şekilde tanımlar:
“Bir kişinin özgür iradesiyle verdiği rıza olmaksızın gerçekleştirilen her türlü cinsel eylem.”
Bu tanım açıkça cinsiyet ayrımı gözetmemektedir.
Kaynakça: Dünya Sağlık Örgütü (WHO), (2012).
Understanding and addressing violence against women:
Sexual violence. (Başlığa aldanmayın, bu tanım her cinsiyet için geçerlidir.)
Birisi sana bunu söylediğinde utanç duygusunu seni susturmak için kullanıyordur, sana yardımcı olmak ya da seni korumak için değil.
Sana “güçlü ol, erkek ol” demeleri ya da itibarının zedelenmesi gibi şeyleri söylemeleri seni düşündükleri için değildir. Bu tip söylemler sadece olayın korkunç yükünü senin omuzlarına yükler.
İhanet edilmiş, yaralanmış, boğazı düğümlenmiş hissedersin ama bu senin hatan değil ve bu seni güçsüz yapmaz, insan yapar.
Başkalarının itibarını koruma amacıyla sessiz kalman sadece bu olayın sana verdiği hasarı derinleştirir, bu koca yükü yalnız başına taşırsın.
Fakat şunu bilmelisin ki seni inciten şey hakkında konuşmak senin itibarını zedelememelidir.
Asıl onuru kırılması gereken kişi, “onurunu korumak için” sana köşene çekilip sessizce bunu sindirmeni söyleyen kişidir.
Çünkü senin gücün acını ne kadar iyi sakladığınla ölçülmez.
Sen de desteği, anlayışı ve seni inciten şey hakkında konuşabileceğin bir ortamı hak ediyorsun. Güven bana, yaşadığın şey (bunu sana yapan kişi dışında) kimseyi onursuzlaştırmıyor.
Kimseye onların “rahatını bozmamak için” sessiz kalma borcun yok.
Birisi sana “Erkek ol biraz, her şeye alınma.” dediği zaman anlamalısın ki bu yaptığı sadece “şaka” değildi. Yaptığı, senin sınırını aşan davranışı şaka adı altında küçükleştirip seni kendinden şüphe ettirmeye çalışmasıydı.
Çünkü eğer bir şey seni rahatsız ettiyse ya da üzdüyse bu artık basit bir şaka değildir.
Şaka yapılan insan kendini kafası karışmış, ezilmiş ya da kullanılmış hissetmez.
Yapılan saygısızlığa karşı koyman seni zayıf ya da mızmız yapmaz. Aksine bir şeylerin yanlış olduğunu gördüğün anlamına gelir.
Çoğu erkek başına gelenleri yok sayması, gülüp geçmesi ya da “erkek olması” gerektiği söylentileriyle büyütülüyor fakat işte tam olarak bu baskı sınırlar aşıldığında seni karşı koymaktan vazgeçtiriyor.
Erkek olmak demek seni rahatsız eden bir davranışa göz yumman anlamına gelmez.
Erkek olmak demek seni “hayır” ya da “bu davranış doğru değil” demek ve sonrasında kendi kendine sessizce başına gelenden rahatsız olmak anlamına gelmez.
Başına gelen şey senin kendine güvenin ya da erkekliğin hakkında hiçbir şey ifade etmiyor, ifade ettiği tek şey sana bunu yapan kişinin senin sınırlarını aşmış olduğu.
Aşırı tepki vermiyorsun.
Olayı dramatize etmiyorsun.
Ve merak etme, bu konuda kendine güvenemeyen ya da şüpheye düşen tek kişi sen değilsin.
Fakat bu konu hakkında şüpheli de olsan, senin de hislerin geçerli.
Sen de saygıyı, netliği ve desteği hak ediyorsun.
bottom of page